
Sezaryen Doğum
Sezaryen doğum, tüp bebek (IVF) ve yardımcı üreme tekniklerine ihtiyaç duyan hastalarda, rahimde bıraktığı kalıcı skar dokusu nedeniyle gelecekteki doğurganlık potansiyelini ve tedavi başarısını doğrudan etkileyen belirleyici bir faktördür. Cerrahi sonrası rahim duvarında gelişebilen iyileşme bozuklukları, embriyonun tutunmasını engelleyen istmosel oluşumuna zemin hazırlayarak ikincil kısırlığa yol açarken, sonraki gebeliklerde plasenta yapışma anormallikleri ve rahim yırtılması gibi ciddi komplikasyon risklerini artırmaktadır. Bu nedenle cerrahi geçmişi olan hastalarda detaylı rahim incelemesi ve anatomik restorasyon, sağlıklı bir canlı doğum elde edebilmek için tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Sezaryen oranlarındaki artışın altında yatan sebepler nelerdir?
Son yıllarda dünya genelinde sezaryen oranlarında çarpıcı bir artışa şahit oluyoruz. Eskiden sadece tıbbi zorunluluk hallerinde başvurulan bu yöntem günümüzde doğumların çok büyük bir kısmını oluşturur hale gelmiştir. Bu artışın tek bir sebebi yoktur; değişen yaşam koşulları, tıbbi endikasyonların genişlemesi ve sosyokültürel faktörlerin bir araya gelmesi bu tabloyu yaratmıştır. Hekim olarak gözlemlediğimiz bu artış, gelecekteki doğurganlık potansiyelini korumak adına bizleri daha dikkatli olmaya itmektedir.
Bu artışı tetikleyen temel faktörler şunlardır.
- İleri anne yaşı
- Çoğul gebelikler
- Tekrarlayan sezaryenler
- Normal doğum korkusu
- Tıbbi risk faktörleri
Tüp bebek tedavisi gören hastalarda sezaryen neden daha sıktır?
Tüp bebek (IVF) veya mikroenjeksiyon (ICSI) yöntemleriyle gebe kalan hastalarımızda, doğal yolla gebe kalanlara kıyasla sezaryen oranlarının neredeyse iki katına çıktığını görüyoruz. Bu durumun arkasında yatan nedenler oldukça karmaşıktır. Öncelikle bu hasta grubumuz genellikle daha ileri yaşlardadır ve bu da gebelik sürecini tıbbi açıdan daha riskli hale getirebilmektedir. Yıllarca süren bekleyiş ve verilen emekler sonucunda elde edilen gebeliklerde, hem ailenin hem de hekimlerin risk toleransı düşmekte, bebeğin sağlığını garanti altına alma içgüdüsüyle cerrahi doğuma yönelim artmaktadır.
Tüp bebek tedavilerinde sıkça karşılaştığımız durumlar şöyledir.
- İkiz gebelikler
- Üçüz gebelikler
- Kıymetli bebek sendromu
- Plasenta sorunları
- Anne yaşına bağlı riskler
Önceki sezaryen doğumun tekrar hamile kalmaya etkisi nedir?
Daha önce sezaryen olmuş bir kadının, normal doğum yapmış bir kadına göre tekrar hamile kalma süresinin uzadığı bilimsel bir gerçektir. İkinci bir çocuk için yola çıktığımızda, sezaryen öyküsü olan hastalarımızın gebe kalma sürelerinin %50 oranında uzayabildiğini görüyoruz. Bu gecikme sadece yaş veya hormonal dengelerle açıklanamaz; sorunun kaynağı genellikle anatomiktir. Sezaryen sırasında rahmin ön duvarına yapılan kesi iyileşirken, bazen doku bütünlüğü sağlanamaz ve bu bölgede oluşan hasarlar, yeni bir embriyonun tutunmasını zorlaştırır. Özellikle yaşı genç olan ve yumurtalık rezervi gayet iyi olan hastalarımda bile, eğer rahimde kötü iyileşmiş bir sezaryen izi varsa, açıklanamayan bir kısırlık tablosuyla karşılaşabiliyoruz.
Sezaryen skar defekti veya istmosel ne anlama gelir?
Tıbbi literatürde “İstmosel” veya “Niş” olarak adlandırdığımız, halk arasında ise bazen “rahim fıtığı” olarak bilinen bu durum eski sezaryen kesisinin olduğu yerde bir çukurlaşma veya cep oluşmasıdır. Normalde rahim duvarının tamamen iyileşip düz bir hat oluşturması gerekirken, iyileşme bozukluğuna bağlı olarak bu bölgede bir oyuk kalır. Bu anatomik bozukluk, tüp bebek tedavisi planlayan bizler için oldukça kritik bir sorundur.
Bu kesecik, sadece masum bir çukur olarak kalmaz; adet kanamalarının rahimden atılamayıp burada birikmesine neden olur. Biriken kan ve sıvı zamanla yapısını değiştirerek toksik, yani zehirli bir hal alır. Bu sıvı rahim içine geri akarak, embriyonun tutunacağı sağlıklı endometrium tabakasını bozar ve embriyo gelişimini engeller.
Hastalarımızın bize başvurduğu şikayetler genellikle şunlardır.
- Adet sonrası lekelenme
- Kasık ağrıları
- Ağrılı adet görme
- Sekonder kısırlık
- Rahim içi sıvı birikimi
İstmosel tanısı konulurken nelere dikkat edilir?
Tüp bebek tedavisine başlamadan önce, sezaryen öyküsü olan her hastamın rahim duvarını ultrasonografi ile detaylıca incelemeyi bir kural olarak kabul ederim. Burada bizim için en hayati ölçüm, “Kalan Miyometrium Kalınlığı” (RMT) dediğimiz değerdir. Yani oluşan o çukurun üzerinde, rahmi yırtılmaktan koruyan sağlam kas dokusunun ne kadar kalın olduğu bizim yol haritamızı belirler.
Eğer kalan sağlam doku çok incelmişse ve oluşan cep derinse, bu durum “büyük defekt” olarak adlandırılır. Büyük defektlerde rahim içinde sıvı birikme ihtimali çok yüksektir. Bu sıvı varlığında yapılan embriyo transferlerinin başarısız olma veya düşükle sonuçlanma ihtimali maalesef artar. Yüksek çözünürlüklü ultrason veya rahim içine su verilerek yapılan özel görüntüleme yöntemleriyle bu ölçümleri milimetrik hassasiyetle yapabiliyoruz.
Tanı aşamasında değerlendirdiğimiz kriterler şöyledir.
- Skar dokusunun derinliği
- Sağlam kas dokusunun kalınlığı
- Kese içindeki sıvı miktarı
- Rahim içi zarının durumu
Tedavide laparoskopi yöntemi neden daha başarılıdır?
İstmosel tedavisinde cerrahi yöntemin seçimi, hastanın gelecekteki beklentisine göre şekillenir. Eğer hasta artık çocuk düşünmüyor ve sadece lekelenme şikayetinden kurtulmak istiyorsa, daha basit işlemler düşünülebilir. Ancak konumuz tüp bebek ve eve canlı bir bebek götürmek olduğunda, yaklaşımımız kesinlikle onarıcı cerrahi olmalıdır. Bu noktada laparoskopik (kapalı) cerrahi, doğurganlığın geri kazanılması için altın standarttır.
Histeroskopi ile yapılan işlemlerde sadece çukurun kenarları tıraşlanırken, laparoskopi ile karından girilerek o hasarlı ve incelmiş doku tamamen çıkarılır ve rahim duvarı kat kat, sağlam bir şekilde yeniden dikilir. Bu yöntem sayesinde rahim duvarı eski kalınlığına ve gücüne kavuşturulur. Sağlam bir rahim duvarı ve sıvı birikiminin olmadığı temiz bir rahim içi ortam, tüp bebek başarısını doğrudan artıran en önemli faktördür.
Laparoskopik onarımın sağladığı avantajlar şunlardır.
- Rahim duvarının kalınlaşması
- Toksik sıvı birikiminin önlenmesi
- Embriyo tutunma şansının artması
- Gebelik kayıp riskinin azalması
- Pelvik içi diğer sorunların görülmesi
Gelecek gebeliklerde plasenta kaynaklı riskler nelerdir?
Başarılı bir cerrahi ve tüp bebek tedavisi sonrası gebelik elde edildiğinde, dikkatimiz bu sefer bebeğin eşi olan plasentaya yönelir. Rahimde daha önce bir kesi ve skar dokusu olması, plasentanın yerleşimini etkileyebilecek önemli bir risk faktörüdür. Plasenta Akreata Spektrumu (PAS) dediğimiz durum plasentanın eski dikiş yerine veya rahim duvarının derinliklerine anormal şekilde yapışmasıdır.
Tüp bebek gebeliklerinde ve geçirilmiş rahim cerrahisi olanlarda bu riskin arttığını biliyoruz. Bu yapışma, doğum sırasında plasentanın ayrılmasını zorlaştırarak ciddi kanamalara yol açabilir. Bu nedenle bu tür riskli gebeliklerin takibi sıradan bir gebelik takibinden çok daha titiz yapılmalı ve doğum, acil müdahale imkanlarının tam olduğu donanımlı merkezlerde planlanmalıdır.
Karşılaşılabilecek olası riskler şöyledir.
- Plasenta previa
- Yapışma anormallikleri
- Doğum sonu kanama
- Erken doğum ihtiyacı
- Cerrahi komplikasyonlar
Sezaryen sonrası vajinal doğum (SSVD) bu hasta grubunda güvenli midir?
Tüp bebek tedavisiyle gebe kalan ve daha önce sezaryen geçirmiş hastalarımızda doğum şekli kararı, çok yönlü düşünülmesi gereken bir konudur. Sezaryen Sonrası Vajinal Doğum (SSVD), uygun şartlarda mümkün olabilen bir seçenek olsa da tüp bebek hastaları için risk dengesi biraz daha farklıdır. İleri anne yaşı, bebeğin uzun uğraşlar sonucu elde edilmiş olması ve anatomik faktörler bizi daha temkinli olmaya iter.
En çok çekindiğimiz komplikasyon rahim yırtılmasıdır. Daha önceki dikiş yerlerinin doğum sancıları sırasında açılması, hem anne hem de bebek için hayati tehlike oluşturur. Özellikle istmosel onarımı geçirmiş veya rahim duvarı incelmiş hastalarda bu risk göz ardı edilemez. Tüp bebek gebeliklerinde amacımız sadece doğumu gerçekleştirmek değil anneyi ve bebeği en az riskle sağlıkla kavuşturmaktır. Bu nedenle risk faktörlerinin yoğun olduğu bu grupta, planlı sezaryen genellikle daha güvenli bir liman olarak tercih edilmektedir.
Doğum kararını etkileyen faktörler şunlardır.
- Rahim duvarı kalınlığı
- Önceki dikişlerin durumu
- Bebeğin tahmini kilosu
- Annenin tıbbi geçmişi
- Doğumun başlama şekli